top of page
  • Yazarın fotoğrafıSomnur van der Kraan

Konu açılmışken..





Bir kadın ve erkeğin toplum içindeki duruşundan, halinden, yerinden söz ediyorsak bu iki cinsiyeti birbirinden ayıran zihniyetlere göz atmak gerekiyor. Gelenek, görenek derken sinsice gelip toplumsal davranışlarla yerleşen ve alışılan bir ayrımcılık olduğunun bilmem farkında mısınız? Günümüzde halen "Beni babamdan istemeye geldiler" diye kıkırdayan kızlar, babalarının onları isteyen erkeğe devşirilmiş havlu gibi vermesini son derece doğal ve ahlaklı bulurlarken özgür seçimlerini yapan kadınların ahlaksız olarak değerlendirmeyi son derece normal görebiliyorlar. Genel tabloya baktığınızda toplumsal davranış alışkanlıklarına göre kızların belli bir yaşa geldikten sonra hemen evlenmeleri gerekiyor yoksa “Evde kalmış” oluyorlar. Evlendikten sonra çocuk doğurmaları gerekiyor yoksa toplum dışı ve tuhaf olarak değerlendiriliyorlar. Kadını sadece “anne” olma sınırlılığı içinde çerçeveliyor. En kötüsüne baktığımızda birçok yerde kadın bir doğurma makinesi, temizlikçi, aşçı, aşk kölesi ve canı sıkılan erkeğin eğlencesi olma durumunda kalarak bu kısır döngüden çıkamadan bitkisel bir hayatı doğal olarak öfke içinde sürdürüyor, çocuklarını dövüyor. Buna annesi de, anneannesi de, babaannesi de sessiz kalıyor, kadınlar bu baskıyı doğal sanıyor. Bütün bunların sonucunda kadınla erkek arasında oluşan büyük bir uçurumdan sevgisiz doğan ve büyüyen çocuklar çoğalmaya devam ediyor. Bazı durumlarda kadın kocasından, adam karısından nefret ederek birbirlerini birer mal gibi görerek yaşamaya devam ediyor, böyle bir şeyi gelenek sanıyor. Eğer bir kadın halen adet günündeyken sıkıntısı olduğunu açıkça konuşamıyorsa, buna hastalık deniyorsa, bir kadının özgürce aşk hayatının yaşamasına izin verilmiyorsa o zaman erkeğin de kafası karışıyor, sosyal medyada her gördüğü gülümseyen kadın fotoğrafına ilanı-aşk etmeye başlıyor. Erkek kadına nasıl yaklaşacağını bilmediği için onu terk eden, özgürlüğünü ilan eden kadını öldürebiliyor, bu yer yüzündeki varlığını en sefil hale düşürebiliyor. Ya da modern bir görüntü kisfesiyle zamparalık yapmanın, karısını, sevgilisini aldatmanın ödül olduğunu sanıyor. Kocaları izin vermeden sokağa çıkamayan, çalışamayan, babaları izin vermediği için okuyamayan, sosyal hayatı sınırlandırılmış olan, kendi kararlarını alamayan kadınlarla dolu bir toplum tıpkı ağaçsız bir ülke gibi uçuruma doğru sürükleniyor OLABİLİR! Post modern dünyada yasal olarak erkelerle eşit haklara sahip olan ilk ülkelerden biriyiz, söz konusu olan tarih 1934, kaç kadın farkında? Farkında olsa da kaçı bunun ne olduğunun farkında? Kadın hakları nedir? İnsan haklarından konuşalım bu soruyu yanıtlayabilmek için çünkü kadın hakları diye bir şey söz konusu olamaz, kadın ve erkek sadece iki ayrı cinsiyet o kadar, birinin fiziksel gücü diğerinde fazla ama bu devirde bunun bir önemi yok. Kadın hakları dersek bu hakları kimler veriyor o zaman? Erkekler mi? İşte bu noktada genlere işlemiş olan ikinci sınıf olma duygusu ve halen babadan izin alma isteği yatıyor. “Bunu bana sen yaptın” diyen bir küçük kız çocuğu çaresiz ağlamaya devam ediyor. Bu iş ancak her insanın kendinde hali hazırda mevcut olan erkek ve dişi yanını kabul ederek, onları dengeye oturttuktan sonra karşı cinsle olan ilişkisini insanlık seviyesine getirdikten sonra düzelir. YANİ, Bu iş ancak her iki tarafında kendine olan güvenini tamlaştırdıktan sonra düzelir. VE ,işte o yüzden şimdi artık aynaya bakma zamanı… Somnur vdK



22 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page